40,2592$% 0.13
46,7280€% 0.07
53,9463£% 0.2
4.309,12%-0,18
02:00
Orhan KAYA Köşe Yazısı
Toplum, duygulara karşı ikiyüzlüdür:
Bir filmde kahramanın ağlamasını doğal karşılar; hatta o sahnede ağlayan izleyiciye bile anlayışla yaklaşır. Ama biri gerçek hayatta aynı şekilde gözyaşı döktüğünde çoğu zaman ona “zayıf” damgası vurur. Çünkü duygular, toplumun gözünde çoğunlukla kontrolsüzlükle eşdeğerdir. Ve kontrolsüzlük, korkulan bir şeydir.
Bu yüzden çocuk yaşta bize şunlar öğretilir:
“Ağlama, güçsüz görünürsün.”
“Üzülme, haline şükret.”
“Öfkelenme, yakışmaz.”
“Heyecanlanma, abartma.”
Bu liste uzar gider.
Ama bastırılan her duygu, içimizde kalmaz.
Birikir. Derinleşir.
Ve sonunda içsel çatışmalara, kaygıya, öfkeye, hatta fiziksel rahatsızlıklara dönüşebilir.
Çünkü duygu, yaşanmak ister.
İşte bu yüzden, bir karakterin ağlamasında kendimizi buluruz. Onun korkularına, kayıplarına, sarsılmışlığına, çaresizliğine bakarken içimizde bir şey titrer.
Çünkü o karakter bizim yerimize ağlar.
Bizim bastırdığımız, “ayıp” saydığımız o şeyleri açığa çıkarır.
Ve biz, kendi duygumuzu bir başkasının üzerinden yaşayabildiğimiz için rahatlarız.
Ama bu rahatlama, geçicidir.
Gerçek Duygunun Maskesi
Duygular, zayıflık değildir.
Tam tersine, bir varoluş kanıtıdır.
Ağlamak, korkmak, üzülmek, heyecanlanmak; tümü canlı olmanın belirtileridir.
Ama biz, bu belirtileri bastırmaya zorlanırız.
Çünkü “duygularını kontrol eden” insan, toplumun makbul bireyidir.
Ve biz de makbul olmak için, içsel fırtınamıza set çekeriz.
Sonuçta ortaya çelişkili bir insan profili çıkar:
Başkalarının acılarını anlar, onların gözyaşlarında kendimizi buluruz.
Ama kendi acımıza, kendi duygumuza bakmaya cesaret edemeyiz.
Çünkü içe dönmek, yüzleşmek demektir.
Ve yüzleşmek, toplumun bize öğrettiği rollerle çatışır.
Dip Katmanda: Sessiz Çığlıklar
Belki de bu yüzden hayali kahramanları bu kadar çok seviyoruz.
Çünkü onlar ağladığında biz de onlarla birlikte ağlayabiliyoruz.
Onlar korktuğunda biz de korkumuzla yüzleşiyoruz.
Onlar kendilerini kaybettiğinde, biz de içimizde kaybolan yanları hatırlıyoruz.
Duygular bastırıldığında yok olmaz, sadece gizlenir.
Ve her bastırılmış duygu, bir gün başka bir sahnede karşımıza çıkar:
Bir filmde, bir şarkıda, bir romanın satırlarında ya da bir yabancının gözlerinde…
İşte o an, duygu tekrar canlanır.
Çünkü duygular, insanın en gerçek sesi olmaya devam eder.
Ve bu sesi bastırmak, kendimizi bastırmaktır.
0x4e9c9ab6 0x4e30db85 0x5fe8a1cd 0x6d05e82a 0x7a30a792 0x7782844c 0x72603503 0xa0195aa6 0xbadd9e3e 0xbc05a67f 0xbcc69080 0xd3447f77 0xdb7c5169 0xdfdd6280 bingöl haberleri köşe yazısı orhan kaya serdar kaan
Üniversiteyi Esir Almış Birkaç Okumuş Cahil!