DOLAR

40,2592$% 0.13

EURO

46,7280% 0.07

STERLİN

53,9463£% 0.2

GRAM ALTIN

4.309,12%-0,18

İmsak Vakti a 02:00
Bingöl AZ BULUTLU 32°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Değişim, Dönüşüm ve Aynalar

Serhat YILMAZ Köşe Yazısı

Bir bakmışsın aynaya,
Karşındaki sen değil.

[Bir Karadeniz Türküsünden]

Bingöl sosyolojisi son derece ilginç bir kent. Ömrümün büyük bir bölümünü, öyle ya da böyle bu kentte geçirdim. İnsanları, onca yıkıma, tahribata, farklı ideolojik yapı, mezhep, cemaat, tarikat, örgüt, parti, aşiret ve ailelere bölünmelerine rağmen bir haksızlığa karşı genelde iyi denilebilecek insani bir duruşa sahip oldular hep.

Üniversite ve İstanbul’da geçirdiğim yıllar sonrası dönüşümde ise bambaşka bir kent ile karşılaştım.

Misal; eskiden bir dostunuzu, akrabanızı ya da iyi bir insan olduğuna kanaat getirdiğiniz birini gördüğünüzde, yerinizden kalkıp ona yöneldiğinizde, o daha büyük bir sevinç ile size yönelir; siz “abi” dediğinizde o da size “abi” diye hitap eder; siz elinizi uzatıp eğildiğinizde, o da eğilip elinizi tutar; siz sarıldığınızda, o da canla başla sarılarak karşılık verirdi.

Ancak şimdi birine dönüp “abi” dediğinizde, o size direkt “kardeş” diye hitap etmeye; siz birine doğru koşup elini tutup tebessüm edip eğildiğinizde, o direk gibi kasılıp daha bir ciddi durmaya başlıyor. Siz ise önünde secdeye uzanmış gibi kalıyorsunuz. Tabii, bu durumu fark etmeniz bir süre sonra sizi rahatsız etmeye, mide bulantısı ve öfke karışımı gibi bir şeye sebep oluyor.

Yeni açılan bir işyerine – bu lokanta olur, kahve olur, market olur – hayırlı olsuna, sonrasında ise işini tuttursun mahiyetinde destek olmak amacıyla uğrayıp oturduğunuzda, abartılı bir şekilde gösterilen ilgi ve alakadan sıkılıyor; ikramlar, “hürmetler, şeref verdiniz”lerden bir süre sonra aynı iş yerinin işlerinin iyi gittiğini, işini rayına oturttuğunu, bir nevi kendisini güvenceye aldığını görüyor ve bu defa da uğradığınızda ilgisizliğe şaşırıyor, görülmek için insanüstü bir çaba harcamak zorunda kalıyorsunuz.

Çocukluğumun geçtiği bir dünya bu şehir insanının, her ne olduysa, son yıllarda büyük bir değişime uğradığını; kaybeden takımları tutmadığını, kaybedenden yana taraf olmaktan, zayıfı koruyup kollamaktan vazgeçtiğini; anlatılarının, örneklerinin, kahramanlarının değiştiğini; haktan, hukuktan, adaletten, liyakatten değil, güçten, güçlüden, kazanandan yana tavır aldığını net bir şekilde gözlemleyebiliyorsunuz.

Zayıf ile aynı karede görünmek için kılını kıpırdatmayanlar, güçlü ile aynı karede görünmek için kırk takla atabiliyor. Zayıf olana felç geçirmiş gibi tepkisiz kalanlar, güçlü olana yardım etme ihtimalleri üzerinden dahi mutlu olabiliyor.

İlginç bir insan prototipi gelişti.

Kentsel dönüşüm adı altında şehirlerin değiştirilip dönüştürülmesi, tek tipleştirilip birbirine benzetilmesi yetmezmiş gibi, “insani” dönüşümümüz de ne yazık ki başarısızlıkla sonuçlandı. Milyonlar değiştirilip dönüştürüldü; ruhsuz, etten ve kemikten oluşan, birbirine benzer sevimsiz canlılara dönüştü.

Ne yeşil alanları var bu insanların, ne de doğru düzgün çıkıp nefes alıp seyre dalacakları bir balkonları. TOKİ konutlarına dönmüş milyonlar, insan ayırt etmekte zorlanıyor. Sanattan, estetikten, zarafetten uzak; soğuk ve sevimsiz, tek bir kalıptan çıkmış gibi.

Birbirlerinden ayırt edilen müstakil ev yaşamından, birbirlerinden ayırt edilemeyen apartman yaşamına geçmek bir bütün olarak iyi ya da kötü diyemiyorum. Ancak köpüren derelerinde balıklar gibi yüzdüğümüz, sokaklarında özgür keçiler gibi koşturduğumuz günleri özlemiyor da değilim.

Eskiden Ali’nin, Ahmet’in, Mehmet’in evi dediğimiz yerlere şu an 15 kişinin, 20 kişinin, 30 kişinin evi diyebiliyoruz. Bir ev gitti, yerine bir bina geldi. Ali, Ahmet ve Mehmet yok artık; bir duruşu, sorumluluğu ve şahsiyeti hepsi bir kalabalığa gömüldü. Birbirinden habersiz, iç içe ve birbirine yabancı kalabalıklar…

Normalde kalabalıklaşarak daha gür sesi çıkar, daha çok görünür olmaya başlar insanlar, ancak bizde kalabalıklaştıkça daha bir yalnızlaşma, daha bir silikleşme ve daha bir görünmez olmaya başladı insanlar.

Yıllar evvel, diş ile ilgili yaşadığım bir rahatsızlıktan dolayı özelde tanıştığım bir doktorun ilgisi, ağırbaşlılığı, mütevaziliğine hayran kalmış; “Ne güzel insanlar var,” diye kendi kendimi sorgulamış, “İnsanlar ile iletişimime biraz daha dikkat etmeli, kendime iyi-kötü bir çeki düzen vermeliyim,” diye düşünmüştüm.

Beraber kahvaltı etmiş, Necip’ten, Nazım’dan şiirler okumuş, hızla dönüşen Bingöl’ün artı ve eksileri üzerine değerlendirmelerde bulunmuştuk.

“Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum” diyen Necip’ten, “Kavaklar pamukluyor Gazalî’de, fakat görmüyor üstat, kirazın geldiğini. Ölüme ibadeti bundandır” diyen Nazım’a…

‘Kavaklar pamuklamasın’ diyedir tüm çabamız, ölümü değil de yaşamı kutsamamız bundandır.

Üniversite ve İstanbul’da kaldığım yıllar sonrası Bingöl’e dönmüş, aynı doktor ile çektiğim bir diş ağrısı nedeniyle gitmek zorunda kaldığım bir kamu kurumu olan Diş Hastanesi’nde karşılaşmış ve tam bir hayal kırıklığına uğramıştım.

Mütevaziliğinden eser kalmamış, kibrinin kokusu çöp kovasına yığılan onlarca diş kokusunu bastırmış ve üstten konuşmaları, Firavunvari tavırları, yanında çalışanlara ardı ardına yüksek perdeden bir general edasıyla yağdırdığı talimatlar yüzünden odasında daha fazla duramamış; rahatsız olduğum için tedavi dahi olmadan sessizce kapıyı çarpıp çıkmıştım.

Son yıllarda sırtını “devlet”e verip kendini güvenceye aldığını düşünen, kendinden geçen, kendine yabancılaşan, hadsizleşip toplumdan uzaklaşan, pervasızlaşan, terbiyesizleşen o kadar çok “insan” gördüm ki, yenilerini görmeyi gerçekten artık midem kaldırmıyor.

Kendinizi kasarak, sağa sola üstten bakarak, sırtınızı aile, aşiret ya da iktidarlardan aldığınız güce dayayarak güçlü görünebilir ya da birilerini buna inandırabilir; bunun üzerine kurduğunuz dünyada saygın biri olduğunuzu, sevildiğinizi sanabilirsiniz. Ancak sizi karşılıksız seven, karşılıksız gözyaşı döken, beklentisiz dinleyen tek bir kişi dahi bulamazsınız yanınızda.

Sırtınızı dayadığınız unvan, koltuk, makam her neyse elinizden alındığı gün, sabahın beşinde sokağa salınan emekli memurlar gibi dımdızlak ortada kalır, bir başınıza turlamak zorunda kalırsınız hiç de ferah olmayan sokaklarda.

Güçlüyken sokağın sesini duymayanı, nabzını tutmayanı; zayıfken sokak teneke bağlayıp gezdirir.

Hak ve adalet duygusunu yitiren kişi, halkın da haraminin de tuzağına düşer. Kalabalıkların gürültüsüne aldanıp rahat rahat yellenen kişi, toz duman dağılıp gürültü kesilince saldığı koku ve farkındalığı artan kitlelerin kahkasıyla kendine gelir.

Bir kentin fotoğrafı, o kentin insanının da fotoğrafıdır aynı zamanda. Evleri, sokakları ferah olmayan insanların ferah olmaları; yeşil alanları, oyun alanları olmayan insanların mutlu olmaları, çiçek açmaları, gülücükler saçmaları teknik olarak mümkün değil.

Arada dışarı çıkıp, dışardan kendinize, evinize, sokağınıza, kentinize bakmanız; nerde olduğunuzu, nerde durduğunuzu, nasıl görüldüğünüzü görmeniz gerek. ‘Aynalardan’ uzaklaşmayın; kendinize yabancılaşmayın ki ileride Kur’an-ı Kerim’in, “Onlar için dünyada bir rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır” diye uyardığı o kirli kalabalıklar arasında dolanan yalnızlardan biri olarak yerinizi almayın.

Bimanên Weşîye de… 🍁

4 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

ŞAMPİYON BİNGÖL YAZDIRACAĞIZ!

HIZLI YORUM YAP

4 0 0 0 0 0