40,2592$% 0.13
46,7280€% 0.07
53,9463£% 0.2
4.309,12%-0,18
02:00
Orhan KAYA Köşe Yazısı
Hepimizin hayatında roller var: öğrenci, çalışan, ebeveyn, evlat, eş, dost… Günlük yaşamın içinde o kadar çok role bölünüyoruz ki, çoğu zaman kendi “öz benliğimiz” neredeyse silikleşiyor. Bazen bu rollerin hiçbirinde ne bir kahraman, ne de bir başkarakter olabiliyoruz. Olsa olsa bir figüran. Belki de bu yüzden kahramanlara özeniyoruz. Çünkü onlar, olmak isteyip de bir türlü olamadığımız her şeyi temsil ediyorlar: güçlü, cesur, adaletli, sevilen, vazgeçilmez…
Özellikle bizim gibi yokluktan gelenler, toplumsal baskıların, öğretilmiş çaresizliklerin gölgesinde büyüyenler için, hayali kahramanlar sadece bir eğlence değil; bir özlem, bir sığınak, bir umut oluyor. Gerçek hayatta adaletsizliğe uğradığımızda, karşı koyamadığımızda, içimizde bastırdığımız her çığlık, bir film sahnesindeki kahramanın haykırışıyla ses buluyor. Onu izlerken sadece onu izlemiyoruz; onunla birlikte biz de adaletin yerini bulmasını istiyoruz. Onunla beraber güçleniyoruz. Onunla beraber var olduğumuzu hissediyoruz.
Ama bu özdeşleşmenin bir bedeli var: Benliğimizin erimesi.
Hayranlıkla izlediğimiz, tutkuyla taklit ettiğimiz karakterlerin kostümünü giyerken, kendi ruhumuzun rengi soluyor. Onlar gibi davranmaya, onlar gibi konuşmaya, onlar gibi sevilmeye çalışırken; aslında kendimiz olmaktan uzaklaşıyoruz. Çünkü biz o kahramanların ardına sığınıyoruz. Kendi korkularımızı, yetersizliklerimizi, bastırılmış arzularımızı örtmek için onların maskesini kullanıyoruz.
Toplum da bunu teşvik ediyor. “Sen olma, onlar gibi ol.” diyor. Çünkü sistem, benliğini bilen bireylerden çok, yönlendirilmesi kolay taklitçiler istiyor. Böylece her birimiz, gerçek hayatın içinde bir başkasının gölgesi haline geliyoruz.
Derinleşme Notu: Sahnedeki Maskeler ve Kaybolan Yüzler
Hayatın kendisi bir sahne. Biz de o sahnenin gerçek karakterleriyiz. Ama ne tuhaftır ki, en gerçek duygularımızı bile hayali karakterler üzerinden yaşamayı daha kolay buluyoruz. Çünkü onlar güvenli. Çünkü onlar reddetmez. Çünkü onlar hesap sormaz. Ama gerçek insanlar, bizim gibi kırılgandır. Onlara yaklaşmak, gerçek benliğimizle yüzleşmeyi de gerektirir. Bu yüzden çoğu zaman bir film karakterine duyduğumuz empatiyi, yanı başımızdaki insana gösteremeyiz.
Hayali kahramanlara gönlümüzü açarken, bizi seven gerçek insanlara sırt döneriz. Çünkü onların sevgisi karşılık ister. Onlara kahraman demek, onları sevmek, onların acısını duymak; aynı zamanda bir sorumluluktur. Ve biz, sorumluluktan korkarız.
Ama şunu unuturuz:
Bir karakterin taklidi olarak değil, kendi benliğimizle yaşadığımızda gerçek bir kahraman olabiliriz. Belki sessiz, belki gösterişsiz… Ama sahici. Ve belki bir gün birilerinin hayatında, hayran olduğu film karakterinden çok daha derin bir iz bırakabiliriz.
0x4e9c9ab6 0x4e30db85 0x5fe8a1cd 0x7a30a792 0x7782844c 0x72603503 0xa0195aa6 0xbadd9e3e 0xbc05a67f 0xbcc69080 0xd3447f77 0xdb7c5169 0xdfdd6280 bingöl haberleri köşe yazısı orhan kaya serdar kaan
Susarsak Sizin Gibi Olalım!