DOLAR

40,2592$% 0.13

EURO

46,7280% 0.07

STERLİN

53,9463£% 0.2

GRAM ALTIN

4.309,12%-0,18

İmsak Vakti a 02:00
Bingöl AZ BULUTLU 32°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Serdar KAAN Gazeteci

Serdar KAAN Gazeteci

06 Ekim 2025 Pazartesi

Bir TOKİ’nin Vurgun Hikayesi…

2

BEĞENDİM

ABONE OL

Serdar Kaan Köşe Yazısı

Bingöl, 2003 yılında yaşadığı depremin ardından TOKİ ile tanıştı.
Kendilerini “devletin şefkatli eli” olarak tanıttılar. İnsanlara şirin göründüler, yaraları sarmak için geldiklerini söylediler.

O dönem Türkiye tek yürek olmuş, Bingöl’ün yaralarını sarmak için seferber olmuştu. Kimi 300, kimi 500 ev yapacağını, depremzedelere hediye edeceğini açıkladı. Millet, elindekini avucundakini gönderdi. Kimi bileziğini, kimi yüzüğünü, kimisi de belki son ekmek parasını bağışladı.

İnsanların bir gözünden hüzün, diğerinden sevinç gözyaşları süzülüyordu. Umutsuzluk, bir anlamda umutla taçlanmıştı.

Ancak ne yazık ki bu umut çok uzun sürmedi.

TOKİ kısa sürede Bingöl’ün en değerli arazilerine binalar dikmeye başladı. İnsanlar sevinçle bekliyordu; çünkü Türkiye, kardeşlerine başlarını sokacak bir ev yapıyordu.
Arsa bedava…
Toplanan paraların akıbeti ise hâlâ meçhul.

2003’te bir şefkat eli olarak Bingöl’e gelen TOKİ, yıllar içinde bir canavara dönüştü. Toplanan yardımlar ve bedava arsalar bir yana, hak sahibi insanlara o yokluk ve acı içinde bir de borç çıkardılar.

O günden bugüne Bingöl’e giren ve bir daha çıkmayan TOKİ, vatandaşın kabusu haline geldi.
Evleri yıkıp arsalarına bina diken TOKİ, utanmadan vatandaşı borçlandırdı.
Köy meralarına konup, köylünün malını yine köylüye sattı.

2003’te başlayan TOKİ vurgunu, 22 yıldır devam ediyor.
Artık Bingöl’ün TOKİ’ye verecek bir metrekare dahi yeri yoktur.

2016 yılında Kültür Mahallesi’nde başlayan kentsel dönüşüm, 2024’te tamamlandı.
Vatandaşların evleri yıkıldı, kiralarda süründüler. Sekiz yıl boyunca mağdur edilen halka sonunda “kutu gibi” evler reva görüldü.
Başka illerde bu tarz evler yıkılıp yenisi yapılırken, Bingöl’de insanlara “saray” diye yutturuldu.

Mağdurlar, daha fazla mağdur olmamak için çaresizce kabul etmek zorunda kaldı.
“Kira öder gibi ev sahibi olacaksınız” dediler, ama vatandaşları ömür boyu borca mahkûm ettiler.
Vatandaş borcunu ödüyor, ama borç hiç azalmıyor.
El mahkûm… Bindikçe biniyor sırtına yük.

Fırsatçılığın Adı: TOKİ

Bir kurum nasıl olur da mağdurun mağduriyetini katlayarak ona zulmeder?
Depremin enkazından çıkmış, çaresiz bırakılmış insanlara attırdıkları imzalar, bugün onların kabusu haline geldi.
Vatandaşın sırtından milyon dolarlar kazanmaları yetmiyormuş gibi, şimdi bir de ödeyemeyecekleri borçlara mahkûm ediyorlar.
Bu tek kelimeyle fırsatçılıktır.

Bir kurum, kendi vatandaşına nasıl fırsatçılık yapabilir?
Nasıl olur da “şefkat eli” olarak geldiği bir şehirde, halkın alın teriyle, acısıyla, umuduyla böyle bir vurgun düzenler?

Artık Yeter!

Bingöl halkı olarak haykırıyoruz:
“TOKİ, elini üzerimizden çek!”
Yeter artık!
Depremin yaralarını sarmak için gelenlerin, yeni yaralar açmasına izin vermeyeceğiz.
Saygılarımla…

Devamını Oku

Bingöl’de Hizmetler Neden Yarım Kalıyor?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bingöl’de yaşanan sorunlar dile getirilirken, sanki tüm aksaklıkların müsebbibi tek bir kişiymiş gibi bir algı oluşturuluyor. Başarı geldiğinde birilerini alkışlıyoruz, başarısızlık olduğunda ise faturayı başka kişilere kesiyoruz.

Evet, Bingöl’de bir takım çalışmalar yapılıyor. Ancak maalesef bu çalışmaların büyük bir kısmı yarım kalıyor, bir türlü sonuca gidemiyoruz. Sonuca ulaşan hizmetlere teşekkür ediyoruz ama yarım kalanların da bir an önce tamamlanmasını istiyoruz.

Buradaki sıkıntı şu: Birileri sistematik şekilde gereksiz bir tavır sergileyerek başarıyı sahipleniyor, başarısızlığı ise başkalarının üzerine yıkıyor. Oysa doğru tavır, “başarı varsa hepimizindir, başarısızlık varsa o da hepimizindir” diyebilmektir.

Bugün geldiğimiz noktada, aslında Bingöl hiçbir dönemde bu kadar şanslı olmamıştı. Bu dönemde hizmetlerin oluk oluk akmasını beklerken, neredeyse hizmetlerin engellendiğini konuşur hale geldik. Son zamanlarda planlanan çalışmaların neredeyse tamamı durma noktasına gelmiş durumda.

Siyasiler arasında uyum varmış gibi bir görüntü sergileniyor ama iş hizmetlere geldiğinde, sanki birileri diğerinin halk nezdinde artı puan almasını istemiyor. Ahmet görünüşte Mehmet’e gülüyor ama arkasından kuyu kazıyor. Ali, Veli’nin ayağına çelme takıyor. Hasan, Hüseyin’in önünü kesmeye çalışıyor.

Biz bu entrikaları anlatıp odak noktası olmak istemiyoruz. Fakat bir gerçek var: Bingöl’e gelecek hizmetler engelleniyor. Unutulmamalıdır ki hizmetleri bir amaç uğruna engelleyenler, yarın o hastanede tedavi olmayacak. Ama biz olacağız. Onların çocukları, yapılması planlanan ama yarım kalan okullarda okumayacak. Bizim çocuklarımız okuyacak. Aç kalırsak biz kalıyoruz, susuz kalırsak biz kalıyoruz.

Bu nedenle, yapılacak olan hizmetlerden birebir faydalanacak olan, iktidarıyla, muhalefetiyle, iş insanıyla, bürokratıyla ve halkıyla herkesin ortak bir tepki göstermesi gerekiyor. Çünkü Bingöl halkı hizmetin en iyisine layık. Ama ne yazık ki birileri, bu halka bunu layık görmüyor.

Bir telefonla çözülebilecek sorunlarımız neden başka baharlara erteleniyor, anlamakta zorlanıyoruz.
Başka baharlarda planlanan şey nedir, merak etmiyor değiliz. Saygılarımla.

Devamını Oku

Bingöl’de Boğulma Vakaları ve Bitmeyen Dalgıç Krizi

5

BEĞENDİM

ABONE OL

Serdar Kaan Köşe Yazısı

Dün, Gülbahar Barajı’nda 16 yaşındaki Muhammed Hattemi Keskin’in boğularak hayatını kaybetmesi, Bingöl’de yıllardır konuşulan ama bir türlü çözülemeyen bir gerçeği yeniden gözler önüne serdi: Profesyonel dalgıç eksikliği.

Olayın ardından AFAD ve jandarma ekipleri botlarla arama çalışması başlattı. Ancak saatler süren çabanın ardından sonuç alınamadı ve Erzurum’dan dalgıç ekibi talep edildi. Ne acıdır ki, Erzurum’dan gelen ekipler, olay yerine ulaştıktan sadece beş dakika içinde gencin cansız bedenine ulaştı.

Bu tablo bize iki şey söylüyor:

  1. Bingöl’de boğulma vakalarına müdahale için profesyonel dalgıç yok.
  2. Aslında var, ama kullanılamıyor.

Çünkü Bingöl Belediyesi ve AKUT bünyesinde profesyonel dalgıçlar mevcut. Ancak yetkililer, yalnızca AFAD veya jandarma ekiplerinin bu tür çalışmalara katılabileceğini, diğer kurumların “delil karartma” şüphesi nedeniyle görevlendirilmediğini söylüyor.

Peki, bu şüphe gerçekçi mi?
Bingöl’deki boğulma olaylarının çoğu, bir cinayet vakası değil. Serinlemek için suya giren gençler, balık avlamak isteyen vatandaşlar… Yani ortada genellikle suç unsuru yok. Velev ki şüphe var, dalgıcın dalışını kamera ile kayıt altına almak zor mu?

Bu şehirde, her boğulma vakasında başka şehirden dalgıç beklemek, hem zaman kaybına hem de telafisi mümkün olmayan acılara neden oluyor. O beş dakika ile beş saat arasındaki fark, bir annenin evladına kavuşup kavuşamaması anlamına geliyor.

Bingöllüler artık bu konuda net bir çözüm istiyor:
Ya belediye ve AKUT bünyesindeki dalgıçların sürece dahil edilmesi ya da AFAD ve jandarma bünyesinde en az iki profesyonel dalgıç görevlendirilmesi.

Çünkü bu mesele artık sadece teknik bir eksiklik değil, insani bir sorumluluk meselesidir. Ve bu sorumluluğun gereğini yerine getirmek, Bingöl’ü yöneten herkesin boynunun borcudur. Saygılarımla…

Devamını Oku

Yalancının Mum’u Bogota’ya Kadardır.

6

BEĞENDİM

ABONE OL

Şu habere bakın hele!

“Kolombiya’nın başkenti Bogota’da toplanan
Lahey Grubu olarak bilinen ülkelerin konferansında, İsrail’in Gazze, Lübnan ve Suriye’deki saldırılarına karşı ortak kararlar alındı. Türkiye dahil olmak üzere 30 ülke İsrail’in eylemlerini kınayan bildiriye imza attı”

Türkiye ve 29 ülke İsrail’i kınamış. Tam 30 yıldır kınadıkları gibi.

Haberin devamı da var!

Toplantıda sadece kınama değil, bir yaptırım paketi de masaya yatırılmış. Bu yaptırım paketinde İsrail’e askeri ürünlerin ve askeri sanayide kullanılabilecek malzemelerin satışının durdurulması şart koşulmuş. Ancak bu yaptırım paketine 30 ülkeden sadece 11 ülke imza atmış.

Yaptırıma imza atan ülkeler arasında Bolivya, Kolombiya, Endonezya, Küba, Malezya, Güney Afrika, Irak, Libya, Nikaragua, Umman ve Saint Vincent var. Bütün haber sitelerini didik didik ettim, belki biri “Türkiye de imzaladı” diye yazar ümidiyle.
Ama maalesef yok! Türkiye her zamanki gibi yalnızca kınadı, yaptırım kararına imza atmadı. Hatta “ben yaptırımı uygulayamam” dercesine masadan kalktı. Toplantıya dışişleri bakan yardımcısı, yani Hakan Fidan’ın yardımcısı katıldı.

Filistin’in ismini kullanarak iktidarını 23 yıldır koruyanlar, 2002 yılından beri “Eeeey İsrail!” diye bağırıyor ama ticaretlerini en üst seviyeden sürdürüyorlar. Sözde Filistin’in yanında olan, özde İsrail’le anlaşmalar yapan, Özlem Zengin’in dediği gibi edecekleri “kâr”a bakıyorlar.
Mesele kâr meselesi değil elbet. Kâr bahanesi, işin kılıfı! Ortadoğu’da İsrail’in topraklarını genişletmesine her alanda destek olanlar bu iktidardakilerdir.

İktidarları boyunca sadece kınama yapanlar, mühimmat, jet yakıtı, battaniye, kışlık içlik, dikenli tel ve daha birçok hayati malzemeyi İsrail’e ticaret yoluyla gönderenler, bugünlerde yine nârâlar atıyorlar.
Filistin ismini her ağızlarına aldıklarında Filistin toprakları biraz daha küçülüyor, insanlar hunharca katlediliyor. İnsanlık dramı yaşanırken “Coca-Cola’yı boykot edin!” diye çağrılar yapılıyor.
Sanki İsrail’i Coca-Cola’yı boykot ederek çökertmek mümkünmüş gibi! Vicdan sahibi insanların gazını almak için bu boş çağrılarla sahte bir “destek” oyunu sergiliyorlar. Yaşanan trajediyi sulandırıp dikkatleri başka yönlere çekiyorlar.

İsrail’i sadece kınamakla yetinenleri biz de en yüksek perdeden kınıyoruz!
Sizler İsrail’i kınamadan önce, Filistin toprakları İsrail’in 20 katıydı. Siz kınamaya başladıktan sonra Filistin toprakları yok olmanın eşiğine geldi. Şimdi bir avuç kaldı. Yarın “Oradaki kardeşlerimize sahip çıkıyoruz, onları kurtaracağız” deyip kalan tüm Filistinlileri topraklarından koparırlarsa şaşırmayın.

Filistin üzerinden hamasetle iktidarlarını güçlendiren, sadece kınamayla yetinenler! Allah belanızı versin!
“Gölge etmeyin, başka ihsan istemez” sözünün tarif ettiği beceriksizler tam da sizlersiniz! Allah bin türlü belanızı versin!

İnsanların öfkesini yatıştırmak için yürüyüş yapan, boykot çağrılarıyla dikkatleri başka yöne çeviren, aslında İsrail’e zarar gelmesini engelleyenler! Allah sizi Kahhar ismiyle kahretsin!
Filistinli kardeşlerim deyip düşmanına dahi yapılmayacak alçaklığı yapanlar! Dilerim yerle bir olursunuz!

Arabistan’ından Katar’ına, Azerbaycan’ından Türkiye’ye kadar birçok sözde Müslüman devlet, İsrail’in en büyük destekçileridir.
Filistinli çocuklar bombalarla parçalanırken, insanlar açlıktan kıvranırken, kadın-erkek demeden hunharca katledilirken “dünya liderliği” hayali kuranlar! Sizler bu katliamın ortaklarısınız! Siz değil Filistin’e kardeş olmak, düşman bile olamazsınız. Filistin’i konuşup arkadan düşmanına yardım etmeye sokak jargonunda “kahpelik” denir.

İslam ülkelerinin çoğu kahpedir, kahpe oğlu kahpedir!

Eyyy Filistinli kardeşim!
Sana kardeşim dediğim için özür diliyorum.
Sana din kardeşim dediğim için Allah’tan af diliyorum.
Senin yeryüzünde kardeşin kalmamış. Senin kardeşlerin de senin gibi şehit olanlardır. Senin gibi katledilenlerdir. Bugün, sözde Müslüman ülkelerin zindanlarında işkence görenlerdir.

Senin kardeşin İhvan-ı Müslim’i yok ettiler.
Senin kardeşin Mursi’yi katlettiler.
Sana, senin peygamberin Hz. Muhammed’e dost görünüp, müşriklerle gizli işbirliği yapan Ben-i Kaynuka gibi kahpelik yaptılar.

Seni, Hz. Zekeriyya gibi kütüğün içinde kör testereyle kestiler.
Seni, Hz. Yusuf gibi kuyuya attılar. Ama Hz. Yusuf’u bir Malik çıkardı.
Bugün Malik gibi görünen ama asla elini uzatmayan, sahte dostların var senin!

Eyy Filistin!
Aç kalmanla övünen, katledilmenle gurur duyan sözde İslam alimleri var. Bir eli yağda, bir eli balda olan bu insanlar, sizin gibi şehitlerden şefaat dileniyor.
Dünyaya hükmettiğini söyleyenler, “Elimizden bir şey gelmiyor” diyor ama düşmanına yapabilecekleri her şeyi yapıyorlar.
Dost olduklarını söyleyenler sana hiçbir zaman dost olmadılar. Sana dost oldukları gün, senin felaketin başladı!
Senin ismini sadece iktidarlarını korumak için andılar. Her seçimde yeniden iktidar olabilmek için kullandılar seni ve kullanmaya devam ediyorlar.

Filistin için ağlıyorum diyenler!
Yalancısınız!
İki yüzlüsünüz!
Sahtekârsınız!

Filistin’in bizim gibi ikiyüzlülerin duasına da, boykotuna da ihtiyacı yoktur. Filistin için gerçekten bir şey yapmak isteyenlere iktidarların izni yoktur.
Allah, önce İsrail’e gizli ve açıktan destek veren sözde Müslümanları, sonra da Siyonist katil İsrail’i yerle bir etsin! Amin!

Devamını Oku

İyi Güzel de….

5

BEĞENDİM

ABONE OL

Serdar KAAN Köşe Yazısı

İyi Güzel de….

AK Parti Bingöl Milletvekili Zeki Korkutata Genel Kurul’da bir konuşma yaptı. Konuşmasında Bingöl’ün tarihî ve kültürel güzelliklerinden ve potansiyelinden bahsetti. Yüzen Ada’dan Hesarek Kayak Merkezi’ne, güneşin doğuşundan Murat Suyu, Peri Suyu, Göynük Çayı’nda rafting yapılabileceğine kadar pek çok örnek verdi.

Evet, Sayın Korkutata’nın söylediklerinin hepsi doğru. Ve anlatılanların hepsi hatta daha fazlası var.

Peki olaya şimdi de şu açıdan bakalım.

Hesarek Kayak Merkezi’ne milyonlarca lira harcandı; sadece Bingöl’e değil, bölgeye hitap ediyordu. Kış turizminde önemli bir yer edinmişti. Ama şu anda kapalı. Beceriksiz bir takım eller bu merkezin kapanmasına vesile oldu. Devletin bir kurumuna ait bir işletme, “ruhsat yok” gerekçesiyle kışın tam ortasında kapatılıyor. Yangın merdiveni yapılmamış; başka eksiklikler de cabası. Yani şu anda Hesarek Kayak Merkezi yok hükmünde.

Murat, Göynük, Peri Suyu…
Altın aramak için yapılan barajlar ve benzeri projeler… Onlarca, belki yüzlerce akar suyu olan Bingöl’de bırakın rafting yapmayı, daha buralara ulaşabileceğimiz yollar yok.

Ilıcalarda bulunan kaplıcalar Bingöl Üniversitesi’ne devredildi. Gelen çiçeği burnunda yeni rektör, bir taraftan “Bingöl’ü Silikon Vadisi’ne çevireceğiz” naraları atarken, diğer taraftan kaplıcalara zam yaptı. Tepki gösteren vatandaşları da sosyal medyadan engelleyerek önlem aldı.

Şu anda kaplıcaların durumu içler acısı. “Yapacağız, edeceğiz” laflarıyla sürekli gündem değiştiren rektörlük, daha kaplıcalara bir çivi dahi çakmış değil. Acaba sayın rektör ve üniversite yetkilileri, kendi çoluk çocuğunu alıp oradaki tesislerde bulunan suya girebilirler mi? Oradaki terlikleri giyip, o havlularla kurulanabilirler mi? Bence hayır!

Güneşin Doğuşu, Sülbüs Dağı, Şerafettin Dağları…

Birçok sıradağ “terör” bahanesiyle kapatıldı. Hiçbir etkinliğe izin verilmedi. 1990’lı ve 2000’li yıllarda sürekli yapılan festivaller bugün bitme aşamasına geldi.

Evet Sayın vekiller ve yöneticiler! Bingöl, tarihî ve kültürel güzelliğiyle bölgesinin en önde gelen illerinden biridir.

Bingöl adı göllerden gelir.

Yayladere, hem yaylalarımızı hem de billur gibi akan derelerimizi özetler.

Yedisu, her coğrafi yönde etrafındaki çağlayan suları simgeler.

Karlıova, ovalarımızı ve yüksek karlı dağlarımızı temsil eder.

Genç (Darheni), ormanların arasında ağaçların dibinden fışkıran kaynak sularımızı, yalçın kayalıklarımızı betimler.

Solhan, Şerafettin dağlarıyla memleketin ihtişamını, Esen yelleriyle etrafına verdiği hayatı simgeler.

Dört mevsimin belki de dünyada en güzel şekilde, orijinal renkleriyle, kokusuyla, görüntüsüyle yaşandığı iller arasında ilk sıralarda yer alıyoruz. Güneş dünyada önce Bingöl’e bir başka doğuyor.

Adında, sanında, duruşunda, asaletinde her duyguyu yansıtan Bingöl; maalesef bugüne kadar makus talihini yenememiş, hak ettiği yere gelememiştir.

Her gelen “yapacağız, edeceğiz” diyor; her gelen bir şeyler koparıp gidiyor. Önyargılarınızı bırakın, bu memlekete hak ettiği değeri verin. Anlatmakla olmuyor; yaşamak gerekir. Yaşamadan anlatırsanız etkili olamazsınız.

Her taraf yangın, her taraf virane. Bu memlekette beton yığınlarından başka bir şey yapılmadı. Hiç kimse bu memlekete hakkını vermedi.

Güler yüz göstererek bu insanları kandırdığınızı sanmayın. Dışarıdaki güler yüzünüzden ziyade, içerideki agresifliğinizi de bu halk biliyor.

Sizin her iki yüzünüz de sizde kalsın; bize kaplıcalarımızı, Hesarek Kayak Merkezimizi, güneşin doğuşumuzu, Yüzen Adalarımızı ve yüzlercesini geri verin başka ihsan istemez. Saygılarımla.

Devamını Oku