40,2592$% 0.13
46,7280€% 0.07
53,9463£% 0.2
4.309,12%-0,18
02:00
05 Ocak 2025 Pazar
İrem AKANSU Köşe Yazısı
– Palyatif kelimesi Fransızca “palliatif” örtücü, asıl sorunu gizleyerek geçici çözüm sağlayan sözcüğünden alıntıdır.
0x4e9c9ab6 0x4e30db85 0x5fe8a1cd 0x6d05e82a 0x7a30a792 0x9d63658d 0x13ae5288 0x39b75d21 0x68efc757 0x106b10f6 0x7782844c 0x72603503 0xa0195aa6 0xbadd9e3e 0xbc05a67f 0xbcc69080 0xd3447f77 0xdb7c5169 0xdfdd6280 0xfad9f578 bingöl bingöl haberleri ilk yardım itfaiye köşe yazısı orhan kaya serdar kaan
İrem AKANSU Köşe Yazısı
– Konuya girmeden önce sizlere müze kelimesinin anlamından bahsetmek isterim; Yunanca da sanat tanrıçasının tahtı anlamına gelen “mouseion” dan gelmektedir.
– Kelimenin Latincesi olan museum ise romalıların felsefi tartışmalar yaptığı mekanlar için kullanılmıştır.
– Kent müzeleriyle ilgili araştırma yaparken Necat Keskin in “Bellek Bağlamında Kent Müzeleri” makalesine denk geldim ve orada kent müzeleriyle ilgili: Geçmişin yaşandığı ya da yaşatıldığı ve ya hatırlandığı birer bellek merkezleri olması tanımıyla karşılaştım. Bu tanım bizim için çok kıymetli çünkü kentlerin gelişen teknoloji dünyasına ve popüler kültüre ayak uydurarak, uzun yıllar etkisini sürdüren gelenek ve göreneklerden soyutlandığını söyleyebiliriz.
– Ve kent müzesi yoksunluğu çeken şehirlerimizden biri de maalesef Bingöl. Bu müzeler, kentin tarihini, arkeolojik bulgularını, gelenek ve göreneklerini, kültürünü ve manevi değerlerini sergilemek ve önemine dikkat çekmek için elzem bir ihtiyaçtır.
– En kısa sürede Bingöl’ün kent müzesi inşasına başlanmalıdır. Ayrıca sizlere kendi hayalimde olan Bingöl kent müzesinden biraz bahsetmek isterim.
– Yeni jenerasyonun Zazaca’yı çok iyi bilmemesi hatta bir kesimin hiç bilmemesi hasebiyle müze nin bir bölümünde Zazaca dersliği bulunması ve isteyen herkesin bu dersten ücretsiz faydalanması, ayrıca müzede kentin yöresel yemeklerinin görsel ve somut materyallerle tanıtıldığı bölüm dışında bu yemeklerin müze içinde yerel halk tarafından satılabileceği ayrı bir alan olması ve dünyada güneşin doğuşunun tam olarak iki yerden izlendiği: İsviçre Alp Dağları ve Bingöl Dağlarının Kale tepesinden olduğu, Çır şelalesi, Yüzen Adalar gibi turistik alanlardan bahseden bölüm dışında bu alanlara müzeden tur düzenlenmesi, bu turun sadece giderleri karşılayacak bir ücretle ( kâr amacı gütmeyen) ve öğrencilere ücretsiz seçeneğiyle gerçekleşmesi hayallerim arasında.
– Umarız çalışmalara en kısa sürede başlanır ve kentimiz müzesine bir an önce kavuşur.
0x4e9c9ab6 0x4e30db85 0x5fe8a1cd 0x6d05e82a 0x7a30a792 0x9d63658d 0x13ae5288 0x39b75d21 0x68efc757 0x106b10f6 0x7782844c 0x72603503 0xa0195aa6 0xbadd9e3e 0xbc05a67f 0xbcc69080 0xd3447f77 0xdb7c5169 0xdfdd6280 0xfad9f578 bingöl bingöl haberleri ilk yardım itfaiye köşe yazısı orhan kaya serdar kaan
İrem AKANSU Köşe Yazısı
-21. Yüzyıl hastalığı olarak görülen tüketim çılgınlığı, geçtiğimiz günlerde black friday (kara cuma) olarak adlandırılan, markaların önce zam yaptığı daha sonrasında black friday adı altında indirim yaparak, bireylerde satın alma güdüsünü arttırarak kazanç sağlaması olarak etkilerini yeniden gösterdi.
-Tüketim çılgınlığı, bireylerlerde isteklerin ihtiyaç olarak görülmesi anlamına geliyor ve medya dezavantajlı etkilerini bu konuda gösteriyor. Örneğin: İnfluencerların ( fenomenlerin) parfüm tanıtırken koku dışında, özel hissettirme, beğenilme gibi kadınların hoşuna gidecek noktalarla reklam yapması satış rakamlarını etkiliyor.
-Topluluğun parçası olma, özenme, lüx ürüne erişimi olmayınca lüx ürün kullanan bireylerin diğer alışverişlerini yakından takip etme, erişimi olan ürünleri kaçırmama gibi güdüler oluşturarak bireyleri mental ya da maddi yoksunluk taraflarından yakalamada üreticilerin satış politikalarında izledikleri yollardan biri.
-Baudrillard ın dediği gibi: tüketim olgusunda da insanların gerçeklik ilkesiyle bağdaşmayan yanlış ihtiyaçlar tükettiğigörülmektedir.
-Gerçekten neye ihtiyacımız var? biz neleri satın alıyoruz?
– Firmalar, Duygusal ya da ekonomik alanda zayıf noktaları olan bireyleri hedef kitlesi yaparak, bu alanlarda zayıf noktaları olmayan bireyleri de özendirme yoluyla belirli markalardan benzer ürünleri almaya itiyor, fark ettiniz mi eskiden herkesin kendine has bir tarzı vardı fakat şu sıralar bir çok insan leopar desenli kıyafetler giyiyor, sizce bu tesadüf mü?
-Ekonomi nin getirdiği dezavantajlı durumlardan bir tanesi de bireyleri hedonizm noktasında yakalamak. Asgari ücretle çalışarak iyi bir ev ya da iyi bir araba alamayacağını fark eden insanlar, onları mutlu edeceklerini düşündükleri yöntemlere başvuruyorlar, bunlardan biri de hiç şüphesiz alışveriş yapmak.
-Hedonizmin de bir sonu var. Sadece zevk üzerine kurulu bir yaşam beraberinde aşırı derecede tekrarlanan davranışların bireylere artık zevk vermediği tespit edilmiştir.
-Tüketim çılgınlığı, bir seviyeden sonra bireyi tatmin etmeyerek bireyin başka yollara sapmasına veyahut mental çöküşe girmesine sebebiyet verecektir.
– Geçen gün tlc de ‘aşırı pintiler’ 1. sezon 1. bölümü izledim, konumuzla ilgili olması hasebiyle izlemenizi tavsiye ederim. Ve orada tüketim çılgınlığı, arz- talep, gerçekten neye ihtiyacımız var gibi sorulara cevap aradım sonrasında da Paracelsus un: ‘her şey zehirdir, mühim olan dozdur.’ sözü yine aklıma geldi…
İrem AKANSU Köşe Yazısı
-Dünyanın en zor işlerinden biri hiç şüphesiz bir insan yetiştirmek. Gece ve gündüz fark etmeksizin, belirli saat aralıklarına bağlı olmaksızın, bazen de uykunuzdan, rahatınızdan feragat ederek topluma, insanlığa, kendisine faydalı birey yetiştirmek yani ebeveyn olmak.
-Hayata dair hiçbir şey bilmeyen bir canlıya evreni ve tüm bildiklerinizi anlatmak bazen tehlikeli bir hal alabiliyor, Yunus Emre diyor ya : ‘Dünya bir penceredir, her gelen baktı geçti.’ sizin dünyaya bakış açınız o pencereden ne gördüğünüzle ilgilidir. Eğer siz herhangi bir olay ya da olguyu kendi faydanıza olacak şekilde yorumladıysanız, bir başkası tarafından olumsuzca görülebilir yani evrensel değil özneldir. kendinize göre yorumladığınız, gerçek kabul ettiğinizi, çocuğunuza nesnel bir görüş gibi empoze edebilirsiniz.
– Pencereden ne gördüğünüzle ilgili kısmını şöyle açmak isterim: uzun bir masada karşılıklı olarak oturan 2 kişiyi hayal edin, sonrasında bu iki kişinin arasında oturan birini düşünün, bu kişi karşılıklı oturanlardan birinin sağında birinin de solunda kalır. Karşılıklı oturanlarsa yanlarında duran için sağımda ve solumda diye iddia ederler. Sağda mıdır, Solda mıdır? Bu tamamen sizin olaylara hangi açıdan baktığınızla ilgilidir.
– Ebeveyn olmak, çocuğa kendi pencerenizden dünyayı tanıtmak olmamalı çünkü hayat herkese başka bir şey öğretir.-
Yaşadığı elim olaylar karşısında bile kendinde güç bulan, olay ve olguları daha geniş ve nesnel bir pencereden yorumlayabilen jenerasyonlar, kısır döngüden çıkmamızda yardımcı olacaklar.
– Sözü, aşılması güç sınırları bile aşan bir siyasetçinin reayadan (halk) birine gidip, şehir içi kamusal düzende ( vali ya da belediye başkanı vb.) yeni lider adayımız sensin dediğini düşünün, %90 ın üstü oranda kişi, o siyasetçi karşısında el pençe divan durarak dünden hazır olduğunu belli eder.
– Kaç kişi o siyasetçiye, ‘beni layık gördüğünüz görev için teşekkür ederim ama ben bu göreve ne kadar uygunum? yeterli miyim? akademik olarak, tecrübe olarak uygun olur muyum?’ diye sorar? %5 in altında olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
– Psikolojinin babası olarak adlandırılan Freud karakter oturumu için çocukluk döneminde şekillenir der. Bende şunu diyorum, biz evlatlarımıza, çocukluktan itibaren, yaşadıkları karşısında kendi menfaatinin değil, bir noktadan değil, bir çok noktadan bakılması ve yorumlanması gerektiğini öğretirsek yüzde beşin altında olan oran artar, hem toplumsal hem bireysel fayda sağlamış oluruz.
– Çocuklarınıza kendi menfaati tarafında durmayı öğretirseniz de şu an içinde olduğumuz sosyal çürüme devam eder, kısır döngünün içine hapsolmuş jenerasyonlarla, yarının kaygısını yaşayan, bugünün keyfini çıkaramayan, üreten değil sadece tüketen bireylerle dolu bir toplum haline geliriz. Emin olun bu isteyeceğimiz en son şey olur…
İrem AKANSU Köşe Yazısı
-Bebekler ebeveynlerini ya da gördükleri şeyleri taklit etmeye bayılırlar, gelişim evresinde olan miniklerimizde gayet olağan olan bu durumun yetişkinlik evresinde de boy göstermesi oldukça sakıncalı bir durumdur.
-Bireyler güçlü gördükleri insanları rol model alarak, onlar gibi davranmaya, onlar gibi yaşamaya çalışarak güçlü olacakları yanılgısına kapılırlar. Güçlü gördükleri kimlikleri kopyalamaya başlarlar.
– Güç Nedir ? Güçlü Kimdir? Para güç olarak kabul ediliyor, paraya sahip her birey güçlü müdür? Kopyalanmaya değer midir? Kopyalayan birey güçsüz müdür?
– İnsan muhtaç ve güçsüz bir varlıktır, doğduğu andan itibaren öldüğü vakte kadar bir şeylere ihtiyaç duyar, bebeklik döneminde karnının doyurulması, ihtiyarlık döneminde fiziksel güç kaybı ya da vb. nedenlerle ilgi ve yardıma muhtaç olması bunun kanıtıdır. Güçlü, gücü yetendir. İnsanoğlu, zamana hükmedemez, kadere hükmedemez fakat paraya ve insana hükmedebilir.
– Toplumumuzda insanlar paraya hükmedene ve insana hükmedene (koltuk, iktidar) güçlü gözüyle bakar ve o kimliklere saygı duyup kopyalamak isterler. Bugün Türkiye de sosyal çürüme varsa bir sebebi de budur.
– İktidar sahibine güçlü gözüyle bakılır ve kopyalanmaya değer görülür, siyasi, politik ya da akademik olarak başarılı olup iktidar olan herkes ahlaklı mıdır? Bizim ülkece en büyük yanılgılarımızdan biri de budur: ahlak ve başarı doğru orantı da olmayabilir.
-Profesör, eşine şiddet uygulaması hasebiyle duruşmaya giderken, beden işçileri, açlıktan ölmek üzere olan bebeği kurtarıyor. Kopyalanmaya ya da saygı duyulmaya değer olan akademik ya da siyasi başarı değil insani taraftır.
– Bizim kendimize sormamız gereken sorulardan biri de neden kopyalamaya ihtiyaç duyuyoruz? toplumda var olabilecek güçte, karakterde değil miyiz? Bu toplumda kendin olmak özgün olmak yeterli değil mi?
– İnsanlar kendilerine olan inancını ve güvencini yitirmiş, ekonomik olarak çöküşe gitmiş durumda. Türkiye ekonomisi yalıkavak marinanın kalabalıklığına bakarak ölçülemez. Madem paraya hükmedemiyoruz paraya hükmedeni taklit edelim zihniyetini benimsemiş durumdalar.
– Bireylerimiz ekonomik gücünü kaybederek, sosyal vb. bir çok yönden sömürülme yaşıyor, felsefi yoksunluk yazımda belirttiğim gibi ‘yaşıyor ama sadece nefes alarak’ Varoluş amacımız, üremek, yemek, içmek ve üretmeden gitmek olamaz. Bireylerimize özgün olmayı, araştırmayı, sorgulamayı yeniden öğretmezsek, her koltuk sahibi, iktidara güçlü gözüyle bakarak sahiplenir ve kötücül güçleri taklit ederek normlaştırır, bu da ülkemizi ve bireylerimizi felakete sürüklemek demektir. Mustafa Kemal Atatürk ün dediği gibi: “Düşünmeyen beyinler, düşüncesizlere esir olmaktan öteye gidemezler.” Öteye gideceğimiz güneşli, aydınlık günlere…