Üniversiteyi Esir Almış Birkaç Okumuş Cahil!

Serdar KAAN Köşe Yazısı

Bingöl Üniversitesi’ndeki kıymetli ve saygıdeğer hocalarımızdan özür dileyerek başlamak isterim. Çünkü bu yazıda, kendilerini akademisyen sanan, ama aslında üniversitemizi karanlığa sürükleyen üç-beş sözde bilim insanına değineceğiz.

Daha insan olmayı başaramamış, bu uğurda en küçük bir çaba göstermemiş, kendinden menkul birkaç şahsiyet…

Eminim bu yazıyı okuyan herkes, üniversitedeki o birkaç ismi tek nefeste sayabilir. İşte onlar, Bingöl Üniversitesi’nin itibarını yerle bir ettiler. Hiçbir ciddi icraatları olmamasına rağmen bin tane proje listeliyorlar. Asıl yaptıkları tek iş ise “itaat et kurtul” politikasıdır.

Kendi deyimleriyle “kral” bile onlara karışamaz. Valiymiş, milletvekiliymiş… Kim oluyormuş onlar? Bu kibirli cümlelerin sahipleri, öyle bir yapı kurmuşlar ki, üniversite adeta onların çiftliği olmuş. Hangi öğrenci hangi dersten kalacak, hangi akademisyen gözden düşürülecek; hangi arsa kime verilecek, kim akademisyen olacak, kim kapıdan dahi içeri alinmayacak, her şey bu dar kadronun iki dudağı arasında belirleniyor.

Toplumda biraz çatlak bir ses mi yükseldi? Hemen bastırıyor, pervasızca hareket ediyorlar. Herkese tepeden bakan bu üç beş kişi, fırsat bulsalar öğrencilere attıkları gibi halka da tokat atacak niteliktedirler.

sahte sosyal medya hesaplarıyla kendilerini eleştirenlere laf yetiştiren “trol akademisyenler” Evet, trol!
Akademisyenlik unvanına sadece ismen sahip, içi boş ama sesi yüksek olan tipler… Gerçekten alın teriyle akademik kariyer yapan değerli hocaları itibarsızlaştırarak kendi çapsızlıklarını gizlemeye çalışıyorlar.

Sosyal medyada yapılan haklı eleştirileri “cahillik” olarak niteleyen bu kibirli yapı, emek hırsızlığında da sınır tanımıyor. Başkalarının hazırladığı tezleri kendi eserleri gibi gösterip “level atlıyorlar” ve sonra da kendilerini Kaf Dağı’nın ardındaki Zümrüdüanka sanıyorlar.

Utanmadan kalkıp “Siz kim oluyorsunuz da bilim insanlarını eleştiriyorsunuz?” diyerek, kendi kirli işlerini meşrulaştırmaya çalışıyorlar.
Kendileri okumuş, bilgili, zeki Akademisyenler oluyor, bizler de kim oluyormuşuz.
Biz kimse değiliz ama hiç kimse değilsiniz. Dedim ya kendinden Menkul sahsiyetler. Kendi kendilerini takdis ediyorlar. Baba-oğul ve kutsal akademisyenler(?)

Şimdi soralım:

Madem bilim insanısınız, ne işiniz var hak ve hukuku çiğnemekte?

Madem bilim insanısınız, torpil düzeninin içinde ne işiniz var?

Madem bilim insanısınız, neden gerçekten bilimle uğraşan hocaları itibarsızlaştırıyorsunuz?

Madem bilim insanısınız, neden bilimin dışında her haltı yiyorsunuz?

Buradan Bingöl Üniversitesi’ndeki değerli akademisyen ve bilim insanlarını tenzih ederek, o kendini bilmez üç-beş kişiye sesleniyoruz:

Siz akademisyen değil, menfaat tüccarısınız.
Siz bilim insanı değil, fitne kaynağısınız.
Siz kendini büyük sanan küçücük insanlarsınız.

Ve bilin ki artık yaptığınız her şey, herkes tarafından biliniyor.

Rektörü ablukaya almaya çalışıyorsunuz. istediğiniz kişileri görüştürüyor, istemediklerinize iftiralar atarak uzaklaştırıyorsunuz.

Bingöllü akademisyenlerle nasıl uğraştığınızı, önceki dönem rektörü Prof. Dr. İbrahim Çapak’a yönelik itibarsızlaştırma çabalarınızı, sosyal medyada yalan yanlış bilgi sızdıran sahte hesaplarınızı tek tek biliyoruz. O itibarlı akademisyenler size görev vermedi diye onları karalama yoluna gittiniz.
Size görev vermemelerinin nedeni, okumuş cahiller olmanızdı. Sizin cahil olduğunuzu biliyorlardı.

İbrahim çapak'ın önünde yalakalık yapıp, sahte hesaplarla yazılar döşemenizi bilen biliyor. Hani derler ya, verme sırrını dostuna…
Sizin dostunuz yok beyler!

Siz siz olun, Bingöl halkını o küçük beyninizle küçümsemeyin. O “cahil” gördüğünüz halk, Prof. Dr. Ramazan Solmaz, Prof. Dr. İbrahim Çapak, Dr. Cevdet Yılmaz gibi memlekete değer katan binlerce evlat yetiştirdi. Hem de sizin gibi makam sevdalısı olmadan…

Kapalı kapılar ardında oturup birkaç dernek örgütleyip açıklamalar yaptırmakla bir yere varacağınızı sanıyorsanız, büyük yanılgı içindesiniz.

Son olarak, tüm kaymakam ve başçavuşları tenzih ederek anlatmak istediğim bir hikâye ile bitirmek isterim:

Nevşehir’in bir ilçesine yeni atanan kaymakam, başçavuşuyla birlikte köy köy dolaşmaya başlar. Bir köyde, kucağında yeni doğmuş bir eşek sıpası taşıyan köylüyü görür.
Kaymakam, başçavuşa dönerek “Köylüye biraz sataşayım,” der.
Başçavuş hemen uyarır: “Aman efendim, bunlar lafta altta kalmaz.”
Kaymakam gülerek, “Ben yıllarca mektep okudum, bir köylü mü beni lafta yenecek?” der.
Arabayı durdurup köylüye seslenir:
“Selam hemşerim, kucağına yavrunu da almışsın, nereye böyle?”
Köylü, kaymakama ve başçavuşa bakar, sonra cevabı yapıştırır:
“Efendim, sıpayı mektebe yazdırmaya götürüyorum. Okursa kaymakam, okumazsa başçavuş olacak!”

Bu milletin feraseti güçlüdür. Halkı cahil görenler, ancak kendi cehaletlerinden dolayı böyle yaparlar.

Saygılarımla.