1. Kurgusal Hayatlara Sığınmak

Orhan KAYA Köşe Yazısı

Bazen hayattan yoruluruz.
Yaralar birikir, sözler boğazda düğümlenir, suskunluk çığlığa dönüşmeden içine kapanır.
İşte o anlarda, gerçek dünyadan kaçarız. Ama nereye?
Kimi zaman bir filmin sahnesine, kimi zaman bir romanın satır aralarına, kimi zaman bir dizinin kahramanına…
Gerçek hayatta tutunamadığımız duygulara, hayalî kurguların içinde yer ararız.

Çünkü orası güvenlidir.
Orada reddedilme yoktur. Hayal kırıklığı yoktur.
Bir kahraman vardır: kararlı, cesur, zorluklara meydan okuyan…
Ve bir kötülük vardır: net, belirgin, tanımlanmış…
Her şey siyah ve beyazdır. Oysa bizim hayatımız grilerin arasında sıkışmıştır.

İzlediğimiz, okuduğumuz karakterler bizim yerimize haykırır.
Bizim adımıza savaşır, bizim için kazanır. Bizim cesaret edemediklerimizi başarır.
Onların zaferiyle teselli bulur, onların aşklarıyla avunuruz.
Ve belki de en çok onların adaletine inanırız.
Çünkü biz gerçek hayatta adaletin, sevginin, cesaretin kırıntısıyla yetinmeyi öğrenmişizdir.
Oysa o hayalî dünyalarda bunların her biri bolca vardır — hem de çabasızca.

Bu kaçışların bir yönü de çocukluktan gelir.
Çocukken bize anlatılan masallarda hep bir kurtarıcı olurdu.
Bizi kötülüklerden koruyan bir masal kahramanı yada karanlığı aydınlatan bir bilge, bir peri…
Büyüdük ama o kurtarılma arzusu içimizde kalmaya devam etti.
Bu kez de onu, daha modern, daha karmaşık kahramanlarda arar olduk:
Bir süper kahramanda, bir dizi karakterinde, bir romanın başkahramanında.

Zamanla bu hayranlık bir bağa, bağ ise bir bağımlılığa dönüşür.
Gerçek hayatta yaşanması gereken duyguları, kurgusal hayatlar üzerinden yaşamaya başlarız.
Sevincimizi bile onların diliyle anlatırız.
Üzüntümüz, öfkemiz, umudumuz — hepsi ödünç alınmış cümlelerle dile gelir.