KEŞKELER VE İÇİMİZDEKİ ÇOCUK
Orhan KAYA Köşe Yazısı
Hepimizin hayatında “Keşke” dediği anlar vardır. “Keşke farklı davransaydım”, “Keşke o sözü söylemeseydim” ya da “Keşke daha cesur olabilseydim.” Bu pişmanlıklar evrenseldir; zaman zaman hepimiz geçmişe dönüp bazı anları değiştirme isteği duyarız. Ancak belki de en büyük keşkemiz, farkında olmadan içimizde taşırız: Keşke bir çocuk kalabilseydim.
Çocuk Kalabilmek: Kaybolan Masumiyet
Çocukluk, insanın en saf, en duru hâlidir. Dış dünyanın karmaşası henüz üzerimize çökmemişken, hayatın içinde sorgusuz bir neşe ve samimiyetle var oluruz. Sevincimiz de üzüntümüz de içtendir. Küçücük ellerimizle dünyayı keşfetmeye çalışırken, birinin saçını okşayarak sevgimizi gösterir, sebepsiz yere kahkahalar atabiliriz. Ancak büyüdükçe bu saflık yerini hesaplara, kaygılara ve hırslarla dolu bir gerçekliğe bırakır. Hayatın kendisi kirli değildir; onu kirleten, bizleriz. İçimizdeki çocuk, bu kirlilikten uzak kalmak isteyen yanımızdır.
Ne zaman yanlış bir şey yapsak, içimizde hafif bir huzursuzluk belirir. İşte bu, vicdanın sesidir; içimizdeki çocuğun hâlâ hayatta olduğunun kanıtıdır. Çünkü insanın özü temizdir. Ancak zamanla, toplumun dayattığı kalıplar, açgözlülüğümüz, hırslarımız ve öfkelerimiz, bu masumiyeti örter. Hayat bizi şekillendirirken, içimizdeki çocuğu kaybettiğimizi fark etmeyiz bile.
Kaybolan Çocuk ve Vicdanın Fısıltısı
Zaman zaman kendi içimize çekildiğimiz, yalnız kaldığımız anlar olur. İşte o anlarda, yaptıklarımızı sorgular, kararlarımızın doğruluğunu tartarız. Kendimize kızar, pişman oluruz. Ama en sonunda, içimizdeki çocuğa sarılmak isteriz. Çünkü o, bizim vicdanımızın en saf hâlidir. Ne zaman bir hata yapsak, içimizdeki o masum çocuğun gözlerine bakar gibi hissederiz. Ve o gözler, bazen hayal kırıklığı, bazen de affedicilikle doludur.
Peki, içimizdeki çocuğu tamamen kaybettiğimizde ne olur? İşte o zaman sadece masumiyetimizi değil, kendimizi de kaybederiz. Vicdanımızın sesini duyamaz hale geliriz. Hayat, anlamını yitirir. Geçmiş, sadece bir anı değil, içimizi sıkıştıran bir karanlığa dönüşür. Ve bu karanlık, bir süre sonra bizi boğmaya başlar.
İçimizdeki Çocuğu Yaşatmak
Ancak hâlâ bir umut var: İçimizdeki çocuğu koruyabiliriz. Onun sesine kulak vermeyi başarabilirsek, hayata karşı en güçlü kalkanımızı kuşanmış oluruz. Saf kalabilmek, insanın en büyük erdemlerinden biridir. Belki dünyayı tamamen değiştiremeyiz, ama kendi iç dünyamızı koruyabiliriz. Hayat ne kadar karmaşık ve zor olursa olsun, içimizdeki çocuğa sahip çıkmak, ona bir şans vermek elimizdedir.
Belki de en büyük başarımız, hayatın içinde kirlenmeden var olabilmek, içimizdeki çocuğu kaybetmeden büyüyebilmektir. İşte o zaman, keşke demek yerine, iyi ki diyebiliriz.
Umarım bir gün, içimizdeki o saf, duru çocuğu kaybetmeden yaşatmayı başarabiliriz. Onun içindeki saflık, hayatın kirli yanlarına karşı sahip olabileceğimiz en değerli korunma kalkanı olur hepimiz için.