Devlet Bahçeli’nin ‘Kürt Sorunu’nun Çözümüne dair çıkışı ve ‘Barış’a dair…
Serhat YILMAZ Köşe Yazısı
DEP Milletvekillerinin 10 yıl ceza yattıktan sonra cezaevinden tahliye edildiği; huzur, barış, demokrasi, adalet ve çözüm söylemlerinin ülkeyi sardığı, herkesin bol keseden demokrat, bol keseden özgürlükçü falan takıldığı dönemlerdi. Dönemin pek de hazzetmediğim popüler gazetecilerinden birinin, tahliye edilen DEP Milletvekillerinden biri olan Av. Orhan Doğan ile bir röportajı yayınlanmıştı. Cezaevindeyken dışarıda özlemini en çok duyduğunuz şeylerden birisi neydi sorusuna Orhan Doğan, “Diyarbakır Ciğeri” cevabını vermişti- Peki çıktıktan sonra gittiniz mi, yediniz mi? - Hayır!- Aaaa, neden?- Çok isterdim ancak içerde, beton duvarlar arasında uzun süre kalan herkes gibi, bende de kalp, kolestrol, şeker, tansiyon vb hastalıklar baş gösterdi. Çok istediğim halde sağlığım el vermedi, gidip yiyemedim o ciğeri.Sonrası malum zaten. Doğubeyazıt’ta düzenlenen bir etkinlikte konuşma yaparken kalp krizi geçirmiş, kısa bir süre sonra da ölüm haberi gelmişti. Ciğeri büyük nice insan gibi, o da ciğerine doymadan, ciğere hasret gitmişti bu topraklardan.MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim Salı günü partisinin grup toplantısında Kürt Sorunu’nun çözümüne dair yaptığı konuşmayı izleyince aklıma bundan 31 yıl önce Alparslan Türkeş ile Orhan Doğan’ın Mehmet Ali Birand’ın sunduğu ‘Çapraz Ateş’ programındaki tartışmaları geldi. Orhan Doğan: “Kınamakla akan kan duracaksa, yarın kınamaya hazırız.”Alparslan Türkeş:“TBMM bana yetki versin, bir yıl içinde terörün kökünü kazırım.”31 yıl… Alparslan Türkeş öldü, yerine Devlet Bahçeli geçti. Orhan Doğan öldü, yerine gazeteci olan kızı, şuanki Dem sözcüsü olan Ayşegül Doğan geçti. 31 yıl… Kuşaktan kuşağa devreden bir kavga, acı, gözyaşı, travma…Uzun yıllar boyunca bu halkın, bu ülkenin en parlak simaları, eğitimli gençleri, en cesur, en duyarlı, en vicdanlı evlatları bu çatışmalarda yitti. Ateş almış evler, boşaltılmış köyler, dullar, yetimler, sakatlar, kayıplar… Geriye kalanlar da halkını ve/veya vatanını kurtarmak arasında bir tercih yapmaya zorlandı. Sorumluluklar yüklendi, kendi olmalarına, kendilerini yaşamalarına fırsat verilmedi. Büyük idealler, ulvi amaçlar, aşkın hevesler… Kendi olamayan, kendini yaşayamayan, kendini aşan bir performans sergileyen herkes gibi onlar da bir süre sonra yoruldu, kalbine yenik düştü, içerisinde yarım kalmış bir türküyle göçüp gitti.31 yıl sonra Devlet Bahçeli’nin Meclis grubunda yaptığı konuşmayı izleyince, keşke dedim ister istemez, bugün değil de 31 yıl önce ‘Çapraz Ateş’ programında Alparslan Türkeş tarafından yapılsaydı böylesi cesurca bir çıkış, böylesi cesurca bir konuşma tüm Türkiye’ye. Böylelikle ömrümüzün 31 yılı böylesi korkunç, böylesi travmatik, böylesi telafisi imkansız gibi görünen acılarla dolu bir ortamda geçip gitmezdi diye.Çağrının samimi olup olmadığı, neyi amaçladığı, süreç, konjonktür gibi mevzular ise başka bir tartışmanın konusu, bir şeyler söylemek için henüz erken ve çok da doğru olacağı kanaatinde değilim. İşin henüz başında bile değiliz çünkü. Ayrıca kavgaya gönderilirken güvenilen, sırt verilen, her türlü destek sunulan taraflara, barışa giderken de güvenilmek, azami de olsa bir destek verilmek zorunda en azından. “Barış demiştir ve güvercin tıkmışlardır boğazına…” diyen Dersim sürgünü Cemal Süreya’nın “Bizi bir kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu” dediği ortamı tekrar tekrar yaşamamak, boğaza güvercin tıkan taraf olmamak, nice 31 yıllar heder etmemek için çağrı kimden gelirse gelsin bir şans vermek, ufak da olsa bir destek vermek gerek diye düşünüyorum. Tarih öncesi köpekler girmesin düşlerimize, tarih öncesi çığlıklar çınlamasın kulaklarımızda…Barış dediğimiz şey, insan yapımı, eksiği gediği tahmin edemeyeceğimiz kadar çok olacak belki. Ancak kavgaya, gürültüye, çatışmaya, savaşa nazaran her halükarda bize, size, herkese kazandıracak. Allah’ın adalet terazisinin milim şaşmadığı, herkesin karnının doyduğu, eğitim, sağlık, barınma, ısınma vb sıkıntıların olmadığı bir ‘barış yurdu’ olmayacak elbette, ancak geçmişteki acıları bir nebze de olsa unutturacak, günümüzdeki acıları bir nebze de olsa dindirecek ve gelecekte yaşanması olası acıları önlemek için küçük de olsa bir adım olacak belki de. Barışa dair azmin, umudun, inancın büyüyüp serpilmesi dileğiyle bimanên weşîyê de…