ÇÖKÜŞ…
Serdar KAAN Köşe Yazısı
Erken seçim çalışmaları, aday olacak kişiler arasında çok daha önceden başladı. Henüz seçimin ne zaman olacağı belli değilken, adaylar şimdiden belirlenmeye çalışılıyor. Özellikle iktidar kanadında ciddi hazırlıklar yapılırken, iktidarın kurmaylarındaki endişe de gözlerden kaçmıyor. Herkes “kuyruğu dik tutmaya” çalışsa da, artık o kuyruğu dik tutacak takatın kalmadığı da aşikâr.
İktidar çevresinin neredeyse tamamı, bu iktidarın ya da Tayyip Erdoğan’ın son bir kez daha seçilebileceğini ve ülkeyi son kez daha yönetebileceğini düşünüyor. Yani sıkıntılar henüz tam anlamıyla ayyuka çıkmamışken, halk henüz tam uyanmamışken bir kez daha iktidar olabileceklerine kendilerini inandırıyorlar.
Son çıkan infaz yasasının amacı da artık netleşti: Ellerinde kalan birkaç hâkim ve savcıyla çatlak sesleri bastırmak, satürasyonu düşen iktidarlarını suni teneffüslerle biraz daha yaşatmak, maç sonunda verilen uzatmaları daha da uzatmak… Uzatmaları uzatmak isteseler de, o son düdüğün çalacağını biliyorlar. Şimdi sahada kendilerini yere atıp son dakikaların, hatta saniyelerin geçmemesini istiyorlar.
Hayatları hile, maalesef.
Ama tüm çabalar beyhude…
Ekonomiyi yoğun bakımdan alıp servise çıkardıklarını söylemişlerdi. Sonra o serviste ekonomi mikrop kaptı ve tekrar yoğun bakıma alındı. Şimdi de 2026’da tekrar servise çıkarıp, 2027’de taburcu edeceklerini söylüyorlar. Bu ifadeleri ekonominin başındaki isimlerden duymuştum. Aynı sözleri bir başka kişi daha söylemişti. Ekonominin mikrop değil, adeta COVID-19 kaptığını ve şu anda entübe edildiğini ifade etmek bence en uygun tabirdir. Bunu sağır sultan bile duydu artık.
İktidar cephesi şu anda fokur fokur kaynıyor. Her geçen gün kan kaybediyorlar. Suriye’de bizi nelerin beklediğini kimse bilmiyor. Şam Emevi Camii’nde namaz kıldıracaklardı ama Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı gitti, o kıldırdı. Kıldırdı da ne oldu? Hiçbir şey.
Haraç vermekten kurtulamadılar. Sadece Arabistan değil, hepimiz.
Suriye işleri yarım kaldı.
İnfaz yasası yarım kaldı.
Ekonomik paketler yarım kaldı.
Sınır ötesi politikalar yarım kaldı.
Şu anda hiçbir konuda bir milim dahi ilerleme sağlanamıyor. İçeride sıkıştılar, dışarıda da sıkıştılar. Satürasyon iyice düştü, nefes almakta zorlanıyorlar. Adeta sekerata düşmüş durumdalar. Şu anda AKP’yi elinde tutup istedikleri yöne çeviren zevat, şimdiden Erdoğan sonrası için plan yapıyor. Öyle biri gelmeli ki hem yargılanmayacaklar hem de işler eskisi gibi yürüyecek. Elbette bir de ülkenin tüm kaynaklarını, Bahçeli’nin deyimiyle “kendilerine bağladıkları hortumlara” dokunulmamalı. Şimdi siz müstakbel Cumhurbaşkanı’nı tahmin edin.
Bence bunu tahmin etmek çok zor değil.
Bir diğer sıkışma ise İmamoğlu meselesi. İmamoğlu’na yapılan operasyonlar onu zayıflatıyor gibi görünse de, aslında her geçen gün etrafında daha güçlü bir kenetlenme sağlanıyor. Açılım ve barış sürecinde elde edilmek istenen Kürt oyları, son infaz yasasında yaşanan fiyaskoyla birlikte tamamen buharlaştı. Zaten süreç boyunca AKP’ye güven duyulmadığı ortadaydı. Eylül-Ekim gibi daha kapsamlı bir infaz yasası çıkaracaklarını söylüyorlar ama aslında o tarihlerde daha da köşeye sıkışacaklarını biliyorlar.
İnsanları Kanun Hükmünde Kararnamelerle susturmaya çalışacakları tarihin adıdır Eylül-Ekim.
Ama yolun sonu göründü. Gemi karaya oturdu. Oluk gibi açılan deliklerden su alıyor. Bu geminin artık tamiri mümkün değil. İçindekiler yeni bir gemi arıyor ve yavaş yavaş bulundukları yeri terk ediyorlar.
Yakında MHP’nin tekme izini AKP’nin sırtında göreceğiz. Ufukta bir "ÇÖKÜŞ" var.
AKP, gücüne güç katmak için bazı partilerle dirsek temasına geçmiş olsa da, yolun sonunda elinde tuttuğu tüm güçleri de kaybedecek. Erdoğan’ın tekrar aday olacağını düşünenler, aday olmayacağını duyduklarında şaşırmasınlar. Siyasetin nabzını yandaş medyadan takip edenler, neye uğradıklarını anlayamayacak. Ellerine tutuşturulan senaryolarla ekranlara çıkıp algı yaratmaya çalışanların ne denli zorlandığı zaten apaçık ortada.
Sosyal medyadaki trollerin çabasına bakınca, ne kadar aciz kaldıkları net biçimde görülüyor. Herkes bir telaş içinde. Herkeste bir gelecek kaygısı, bir mal korkusu var. Bu aralar sözde tedbir alanlar, çaldıkları ya da gasp ettikleri malları başkalarının üzerine geçirerek kendilerini garantiye aldıklarını sanıyorlar.
Siz mallarınızı devretmeye devam edin. Biz konumuza dönelim. Sizinkiler bir yere gitmez.
Hukuksuzlukların, yolsuzlukların ve güç sarhoşluğunun ülkeyi getirdiği hâl ortada.
Ülke batıyor değil, maalesef battı.
Daha doğrusu ülke değil, kendini ülke zannedenler; devlet değil, kendini devlet zannedenler battı.
“Ülke batarsa hepimiz mi batarız?” Elbette hayır.
Yağmurun rahmet olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama yağmur herkes için rahmet midir? Hayır.
Yağmur kimine rahmet, kimine felakettir.
Nitekim bir ay önce yağan yağmur bazı yerlerde barajları doldururken rahmet, başka yerlerde ağaçların meyvelerini tahrip ederek felaket oldu. Bir yanda sevinç, öte yanda hüzün.
Meselemiz barajlar veya ağaçlar değil. Ülkenin üzerinde bir kudumsuzluk var ve bunun sebebi de bellidir. Üzerimizde kara bulutlar dolaşıyor. Bu kara bulutların dağılması için ya Hz. Yunus’un kavmi gibi topluca tövbe edip kendimize çeki düzen veririz, ya da Hz. Nuh’un gemisine binmeyenler gibi, tedbir almayan herkes gibi helak oluruz.
Kendi gemilerini Hz. Nuh'un gemisi gibi lanse ettiren bedbahtlar! Siz bu gemiyi İsrail'e mal taşıyan gemi mi zannettiniz?
23 yıllık iktidarınız aslında bir kayıp değil, bu ülkeye ve bu ülke insanına büyük bir tecrübe kazandırdı.
Belki de yüzyıllarca bu ülkeyi esareti altına alacak siyonist bir yapılanma olan siyasal İslam’ın ne olduğunu gösterdiniz ve siyasal İslam’ı kendi elinizle yok ettiniz. Her ne kadar sizi lanetle ansak da, belki de yolun sonunda sizlere teşekkür edeceğiz. Gözümüzü açtığınız için, bizi uyandırdığınız için.
Bu ülkenin gerçek anlamda dünya ülkesi olabilmesi için, sizin gibilerin tamamının gün yüzüne çıkması gerekiyordu. Ve ancak 23 yılda ayyuka çıkabildiniz. Bu yıllar asla kayıp yıllar değil; aksine en verimli yıllardır. Bunu ileriki tarihlerde çok daha net olarak göreceğiz.
Yeni bir dünya kuruluyor. Bu dünyada sadece hükümetler değil, liderler de değişecek. Sınırlar yeniden çizilecek. Makamlar değişecek. İsimler değişecek. Esen rüzgâr, Ankara’daki kokuyu buralara kadar taşıyor. O kokunun ne olduğunu, koku alma kabiliyeti olan herkes anlar.
Hasılı:
Her şeyini bir şeye bağlayanlar, o bir şeyini kaybettiklerinde her şeylerini kaybetmiş gibidirler.
Ne ile abad olursanız, onunla da son bulursunuz.
Bayramsa bayramınız mübarek olsun!
Saygılarımla.