Cehaletten Daha Büyük Musibet Yoktur
İrfan ALAN Köşe Yazısı
Geçenlerde üzerinde çalıştığım bir yazma eserin derkenarında gördüğüm Arapça bir söz, bu yazıyı yazmama sebep oldu: "La musîbe a'zam mine'l-cehl" yani, "Cehaletten daha büyük musibet yoktur."Bizim en büyük düşmanımız dışarıdan değil, içeriden gelir; bu düşman, kalbimizde saklı duran, zihnimizi kör eden ve ruhumuzu çorak bir toprak gibi kurutan cehalettir. Öncelikle şunu vurgulamam gerekir: Elbette cehalet, yalnızca bilgi eksikliği değil, insanın kendine ve çevresine yabancılaşması, dar kalıplara hapsolması ve böylece hayattan, kendisinden uzaklaşması demektir.Şöyle bir çevremize baktığımızda, basit bir anlaşmazlıkta bile çözüme ulaşamayan, daima suçlayıcı ve yıkıcı bir dil kullanan insanların arkasında çoğu zaman cahil bir zihniyetin yattığını görürüz. Bu kişiler, karşılarındaki kişiyi anlamak, olayları farklı açılardan değerlendirmek yerine bildikleri dar kalıplara sıkışarak karar verirler. Hoşgörüsüzlüğün, önyargının ve adaletsizliğin kaynağı olan bu cehalet, bizi içten içe karanlığa itiyor.Bu cehalet musibeti, formal eğitimle aşılamayacak kadar derindir. Türkiye’de her yıl milyonlarca genç okullardan mezun olup diploma almalarına rağmen, toplumsal olaylara, düşünce tarzlarına, devlet olarak, toplum olarak durduğumuz yere baktığımızda, “eğitim” adı altında alınan bilgilerin, diplomaların toplumu cehaletten arındırmak için yeterli olmadığını görüyoruz. Çünkü cehalet, salt bilgi eksikliği değil; eleştirel düşünme, empati ve merak eksikliğidir. İdeolojisi ve konumu fark etmeksizin, insanların çoğu duydukları bilgiyi sorgulamadan, yorumlamadan, o bilgiye kendi zihinlerinden bir şeyler eklemeden olduğu gibi kabul etmeyi seçiyor. Bu da toplumumuzu, ezberlerin ve değişmez yargıların gölgesinde yaşamayı sürdüren kör bir kitleye dönüştürüyor.Viktor Hugo, Sefiller adlı romanında, "Zalimlerin çarkı, cahillerin çalışmayan kafalarıyla döner." der. Zalim yöneticiler, kendi çarklarının sorunsuz ve sürekli dönmesi için bizi, sistematik olarak dogmalara hapsediyorlar. Bizler, bu değişmez yargıların, kalıp düşüncelerin esiri olmaktan kurtulmalıyız. Formal eğitimle sınırlı kalmadan, çok okuyarak, anlayarak, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür insanlar olmalıyız. Öyle ki, mankurtlaştıran hiçbir dünya görüşünün tasması kafamızdan geçip boynumuzu sarmamalıdır.